30 Nisan 2007 Pazartesi

Aşkım




İtiraf ediyorum:




Ben ona aşığım! Tüm filmlerine, canlandırdığı tüm karakterlere...aşığım!




Jim Carey' den sonra ikinci aşkım o benim; aşığım çünkü oyunculuğuna hayranım.




Ve ne mutlu ki yakında tekrar benimle buluşacak. Evet, Johnny Depp "Karayip Korsanları - Dünyanın Sonu" ile yakında geliyor.
(*) Fotograflar internetten alınmıştır.

22 Nisan 2007 Pazar

Ahh Aşk..Sen Yok Musun!

Havada bahar kokusu...Aşk kokusu...


Semptomlar belli: Aklımız başamızdan gidecek, ayaklarımız yerden kesilecek, kalbimiz deli gibi atacak ve sonuçta "hastalık" ilerleyecek, inanın bizi bu havalar mahvedecek.


Aşk denilince akla ilk gelen yerlerden biridir Paris: Romantizmin ve şehvetin şehri.







Dün gece bir film izledim. Zaten "vakti geldi" diye aklım başımdan gitmiş, filmin sonuna tümden dağıldım!!



"Paris, seni seviyorum" du beni aşık eden film.







Claudia Ossard - Emmanuel Benbihy, Olivier Assayas, Frederic Auburtin - Gerard Depardieu, Gurinder Chadha, Sylvain Chomet, Joel - Ethan Coen, Isabel Coixet, Wes Craven, Alfonso Cuaron, Christopher Doyle başta olmak üzere birçok yönetmenin aşka bakış açılarını yansıttıkları filmde birbirinden güzel hikayeler var.



Beni en çok etkileyen hikayelerse;



- Sylvain Chomet' ten "Tour Eiffel" (Eyfel Kulesi)



- Oliver Schmitz' den "Places des Fetes" (Bayram Meydanı)



- Vincenzo Natali' den "Quartier de la Madeleine"



- Wes Craven' den "Pere Lachaise"



Diğer hikayeler kötü müydü? Hayır, asla! Ancak, bu dört hikaye beni derinden etkilediği için onları özellikle belittim.

Oyuncu kadrosu, çekimleri ve hikayeleri ile sizi de aşık edecek! Keyifli seyirler.




(*) Fotograflar internetten alınmıştır.

14 Nisan 2007 Cumartesi

Lütfen Beni Öldürme!



Bir sabah her zaman ki gibi uyandığınızı, yürüdüğünüzü, çalıştığınızı...yani her zaman ki gibi hayatınızı yaşadığınızı düşünün. Bunun da diğerleri gibi bir gün olduğunu düşünün.




Ama birden bir ses sizin o sırada ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi ve hatta ne planladığınızı anlatmaya başlarsa, üstelik bu "iç ses"iniz değilse ne yaparsınız?






İşte kahramanımız Harold Crick' in başına aynen bu geliyor.


Crick her gün uyandığı şekilde uyanıp rutin hayatına başlar. O kadar monoton bir hayatı vardır ki kaç adımda nereye varacağı, dişini kaç kere fırçalayacağı, kaçta hangi otobüse bineceği vs. önceden bellidir. Onun hayatında sürprizlere yer yoktur.






Derken dişlerini fırçalarken bir ses duyar; ses Harold' ın dişlerini nasıl fırçaladığı anlatmaktadır. İlk anda şaşıran Harold, ardından kaynağı bulmaya çalışır. Gün içinde de farklı ortamlarda duyulan ses Harold' a kendisi ve hayatı hakkında yorumlar yapar, aklında geçen planlarını ona anlatır ve hatta henüz kendisinin bile farketmediği duygularından bahseder.



O andan itibaren Harold' ın hayatı değişmeye başlamıştır. Yavaş yavaş hayatının monotonluğunu fark eden kahramanımız, bir yandan sesin kaynağını ararken bir yandan da yeni yaşamına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Ancak bu da çok uzun sürmez çünkü ses Harold' ın ölümünden bahsetmektedir. Harold Crick bundan sonra acı gerçeği öğrenir; o her ne kadar kanlı canlı bir insansa da bir yazarın (Emma Thompson) kurguladığı bir karakterdir de aynı zamanda!

Konusu ve ilginç kurgusu ile filmden etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

Düşünsenize bir gün uyanıyorsunuz ve duyduğunuz bir sesle bütün hayatınız değişiyor: çünkü aslında siz bir roman kahramanısınız ve yazarın kurguladığı gibi yaşıyorsunuz. Daha da kötüsü, yazar sizi öldürmeyi planlıyor.



Bu durumu değiştirmek için neler yapardınız? Peki gerçekten bu duruma müdahale etmek mümkün müdür? Değilse bunu nasıl karşılarsınız, isyan etmez misiniz?



2006 yılı yapımı bu ilginç filmde, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Queen Latifah ile beraber daha önce genelde yardımcı rollerde izlediğimiz Will Ferrell mükemmel oyunculukları ile göz dolduruyor.



Aynı anda hem heyecan verici, hem romantik, hem hüzünlü hem de komik bir filmdi "Lütfen Beni Öldürme". Harold' ın kaderini yenip yenemeyeceğini büyük bir ilgiyle takip ettim.

Tavsiye ederim, mutlaka izleyin.



Ebediyete Kadar


11 Nisan 2007 Çarşamba

Düşle Gerçek Arasında Bir Yer: Pan' ın Labirenti




Yer İspanya.

İç savaş zamanı. Küçük bir kız çocuğu annesi ile farklı bir yere doğru yol alıyor.


İşte son zamanlarda izleyip de beğendiğim filmlerden biri: Pan' ın Labirenti.

Gerek konusu ve gerekse oyunculukları ile beni çok etkiledi. Özelikle de bütün şiddeti, gerçekliği ve kanlı görüntüleri ile savaş ortamı ve çevresine inat tüm masumluğu, sıcaklığı ve içtenliği ile küçük Ofelia karakterinin oluşturduğu kurgusu olağanüstüydü.














Ofelia annesi ve doğmamış kardeşi ile yeni bir eve, yeni bir babaya ve yeni bir ortama girmiştir. Öyle ki bir ortam ki, "cici babası" otoriter (daha çok acımasız) bir askerdi ve savaş şiddetini hissedirir. Ofelia ise her çocuk gibi peri masallarına inanmaktadır ve bu peri masalı gerçek olur...



Konusunu böyle özetleyebileceğimiz 2006 yılı yapımı ve ABD, İspanya ile Meksika ortak yapımı olan filmi Guillermo del Toro yönetmiş, senaryoda kendisine ait.









Filmde "zalim baba" Vidal rolünde gördüğümüz Sergi Lopez benzersiz bir oyunculuk sergiliyor. Gerçek hayatında her zaman gülen gözleri ile karşımıza çıkarken filmde canlandırdığı karrakteri o kadar başarılı ve güçlü bir şekilde çiziyor ki kısa zamanda nefretinizi kazanıyor. Öyle ki izlerken bunun bir film olduğunu unutup Vidal' i ortadan kaldırmak istiyorsunuz!


Başroldeki bir diğer isimde Pan yani Doug Jones. Jones, bu filmde iki karakteri birden canlandırıyor. Evet, biri Pan ama ötekinin kim olduğunu ancak filmi izlerseniz öğrenebilirsiniz! Küçük bir ipucu vereyim; görür görmez tanıyacaksınız!



Karakterler içindeki bir başka etkileyici isim Mercedes. Sevgili Ofelia' ya çok yardımcı olan ve tüm film boyunca izleyiciyi kendine hayran bırakan bu karakteri de yine İspanyol bir oyuncu, Maribel Verdu canlandırmış.


2007 yılında en iyi orjinal senaryo, en iyi orjinal müzik, en iyi sanat yönetmeni, en iyi makyaj ve en iyi yabancı film dallarında Oscar adayı da olan film, ne yazık ki sadece en iyi makyaj ve en iyi sanat yönetmeni dallarında kazanabildi.

Hayata farklı açıdan bakmak isteyenler için keyifle geçecek bir 119 dakika.



(*) Fotograflar internetten alınmıştır.